Descartes’in İnancı Nedir? “Düşünüyorum, Öyleyse Kahvemi İçiyorum” Tadında Felsefi Bir Komedi
Bir düşün: Sabah gözlerini açtın, kahveni yudumluyorsun, aklına birden bir soru düştü: “Ben kimim? Gerçekten var mıyım? Yoksa sabah uyanmamış da rüya mı görüyorum?” Eğer bu soruları sabah mahmurluğunda soruyorsan ya çok az uyudun… ya da Descartes ruhu seni ele geçirdi!
Evet sevgili okuyucu, bugün “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyen felsefenin rock yıldızı René Descartes’in inanç dünyasına mizah gözlüğüyle bakacağız. Hazırsan akıl, kalp ve kahkahanın el ele verdiği bir felsefe yolculuğuna çıkıyoruz.
—
“Düşünüyorum” Adamı ve İnancın Başlangıcı
Descartes’in hikâyesi, aslında hepimizin sabah aynaya bakıp “Bu saç ne olmuş böyle?” diye sorgulamasıyla başlar: Şüpheyle.
Adamımız bir gün oturup “Acaba bildiğim her şey yalan mı?” diye düşünür. Duyular bizi kandırabilir, dünya bir rüya olabilir, hatta kötü bir cin bizi kandırıyor olabilir. Ama bir şeyden emin olabilir: Düşündüğüne göre var. İşte felsefenin en ünlü repliği burada doğar: “Cogito, ergo sum – Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Peki bu kadar şüpheci bir adamın inancı olur mu? Elbette olur! Hatta Descartes’in inancı, akılla iman arasında köprü kuran bir felsefi aşk hikâyesidir.
—
Akılcı Arda ve Empatik Elif: İnancın İki Yüzü
Şimdi sahneye iki karakter gelsin:
Arda: Klasik “çözüm odaklı” adam. Çamaşır makinesi bozulduğunda önce kullanım kılavuzunu okur.
Elif: Empatisiyle tanınan “ilişki odaklı” kadın. Makine bozulduysa önce “Acaba makinemi üzdüm mü?” diye düşünür.
Descartes’in inancı da bu ikili gibidir: Arda gibi akılcı ama Elif gibi anlam arayışında. O, Tanrı’ya körü körüne inanmaz; Tanrı’nın varlığına akıl yoluyla ulaşır. “Madem ben düşünüyorum ve varım, beni var eden bir güç de olmalı” der. İşte bu, onun felsefesinin merkezinde duran inançtır: Tanrı’nın varlığı akılla kanıtlanabilir.
—
Tanrı ve Akıl: Descartes’in Felsefi Aşkı
Descartes’in inancında Tanrı, evreni bir sabah kahvesi gibi “hazırlayıp bırakmış” değildir. O, varlığın kaynağı, düzenin sebebidir. Bu bakış açısı, kilisenin dogmatik öğretisinden farklıdır. Descartes için Tanrı’ya inanmak, “çünkü bana böyle söylendi” değil, “çünkü mantıklı” demektir.
Bunu şöyle düşün:
Arda der ki: “Bu bilgisayarı biri yapmış olmalı. Kendi kendine var olamaz.”
Elif ekler: “Ama yapan, sadece üretip bırakmamış. Onu çalışır hâle getiren düzeni kurmuş.”
Descartes’in Tanrı anlayışı da işte tam olarak budur. Evrenin düzeni, matematiğin kusursuzluğu ve bilincimizin varlığı, Tanrı’nın varlığını kanıtlayan ipuçlarıdır.
—
Mizah Perdesi Altında Derin Bir İnanç
Tabii Descartes’in inancı “Tanrı var çünkü üçgenin iç açılarının toplamı 180°” gibi kuru bir denklem değildir. O, insan aklının gücünü Tanrı’ya ulaşmanın bir yolu olarak görür. Bu da aslında modern bilimin doğuşuna katkı sağlar. Çünkü eğer evren Tanrı tarafından düzenli şekilde yaratıldıysa, insan aklı da bu düzeni anlayabilir.
Bir anlamda Descartes, hepimizin içindeki “şüpheci ama umutlu” tarafı temsil eder. Sabah kahvesini içerken evreni sorgulayan ve sonra “Evet ya, bir düzen var” diyen iç sesimizdir o.
—
Günümüzde Descartes’in İnancı: Wi-Fi Gibi Görünmez Ama Var
Bugün hâlâ Descartes’in inancı, bilimden dine, kişisel gelişimden yapay zekâya kadar birçok alanda etkisini sürdürür. Akılla inanç arasındaki o ince çizgi, modern insanın en büyük iç yolculuklarından biridir.
İnançsız olduğunu düşünen biri bile, evrendeki düzeni açıklamaya çalışırken aslında Descartes’in yolundan gider.
İnanan biri ise, inancını sorgularken onun açtığı akıl kapısından geçer.
Kısacası, ister Arda gibi planlı ol ister Elif gibi hisseden, Descartes’in felsefesi sana şunu söyler: “Şüphe et, düşün, ama sonunda inandığın şeye aklınla sarıl.”
—
Sonuç: Düşünüyorum, Öyleyse Tanrı’ya da Yer Var
Descartes’in inancı ne körü körüne bir iman ne de soğuk bir matematik problemidir. O, aklın ve kalbin dansıdır. İnanç, düşünmenin düşmanı değil; düşünmenin sonucudur.
Şimdi sıra sende: Sence akıl ve inanç birbirini tamamlar mı, yoksa çelişir mi? Yorumlara yaz, bu felsefi komediyi birlikte devam ettirelim. Çünkü kim bilir… Belki de “Düşünüyorum, öyleyse varım”dan sonra en haklı söz “Gülüyorum, öyleyse yaşıyorum”dur.
Bir yanıt yazın